Recent Articles

Zamanın İçindeki Zamanlar

A+ A-

Anlar, dakikalar, saatler, günler, aylar ve yıllar. Bir nehir gibi zaman, nasıl da akıyor durmadan. Denizle buluşma sevdasıyla akan su gibi varlığın ve yokluğun sahibine doğru yol alıyor insan. Hayat bir bakıma insanın zamanla imtihanıdır. Arazinin meyline göre akan su misali zaman, bazen çetin geçer bazen durgun.

Her insana verilen eşsiz değerdeki bir gün aynı ve eşit ancak günün içini doldurmak insan sayısı kadar farklı. Zaman; canlılığımız, hayatımız, geçmişimiz, anımız, geleceğimiz, sevgimiz, nefretimiz, iyiliğimiz, kötülüğümüz velhasıl neyimiz varsa insan olarak koynunda saklayan ve hayatımıza anlam katan yegâne varlığımızdır. Başlangıcını ve bitişini bilmediğimiz gibi içindeki yol ayırımlarına da hâkim olamadığımız, bize bağışlanmış olan ömrümüzün ev sahibi zaman. Hani Nazım Hikmet’in “Bir kıvılcıma”, Necip Fazıl’ın ise “İnsanı öğüten çarklara” benzettiği zamandan söz ediyoruz.  

Sıkıntılı günlerde hızla geçmesini istediğimiz de mutluluğa doyamadığımızda durdurmak istediğimiz de aynı zamandır. Oysaki zaman aynıdır ve şaşmaz. Şu halde zamana anlam veren biz ve yaptıklarımızdır.

Hayatın yolcuları olarak, zamanda bir anlam yakalamanın peşinde geçiyor ömrümüz. Bazen bir ömür yetmiyor maalesef hayatın anlamıyla buluşmamız için. Zira “Ben kimim? Bu dünyada niçin varım?” sorularına kendini tatmin edecek bir anlam veremeyenler, daima gelgitlerle dolu bir ruh haline sahip oluyorlar. Dostoyevski’nin de dediği gibi “ Belirsizlik, en kötü ihtimalden daha acı vericidir.”

Gelin Muhasebe Yapalım

Gelin yeni bir yılın ilk günlerinde bir muhasebe yapalım. Vakit dolmadan, bu ömrü nasıl, nerede, kiminle, hangi işlerle geçirdin sorularına muhatap olmadan önce kendimizi sorgulayalım. Kişi, aile, kurum, toplum, siyaset ve devlet olarak zamandaki yolculuğumuzu nazara verelim ve objektif bir bakışla kayıp ve kazançlarımıza göz atalım. Yarın geç olabilir. Amacımız daha iyiye yolculuk ise bolca sorular sormaya, insan olarak muhasebemizi yapmaya ve kendi gerçeğimizle yüzleşmeye ihtiyacımız var.

Dünya nereye gidiyor? Toplumsal iniş çıkışların nedeni nedir? Bütün artılarına karşılık toplumumuzun hızla yol alması gereken alanlar nelerdir? Peki, biz birey olarak bu yol almanın neresindeyiz acaba? Cüneyd-i Bağdadi’nin mektuplarında sık sık dile getirdiği gibi, “Hangi dostlarla berabersiniz?” Zaman kanaviçemizi hangi motiflerle işliyoruz acaba? Hangi dertlerle dertleniyor, hangi sevinçlerle avunuyoruz? Bir bakalım neye, kime nasıl bir aşkla bağlıyız? Olmazsa olmazlarımız nelerdir? Ne için ölmeye hazırız mesela? Ya alışkanlıklarımız ne durumda? Ailede, iş ortamında, trafikte nasıl bir davranış profili çiziyoruz? Bu toplumun ortak geleceğinin inşasındaki kişisel rolümüz nedir? Öfke zamanından sevgi zamanına yürümenin neresindeyiz acaba?

Zamanı Yönetmek

İnsan, içgüdüleri nedeniyle hayatı boyunca kendi ile mücadele halindedir. Benlik çıkmazından sonsuzluğun hiçliğine doğru yol almanın arasındadır. Güzel’e Yolculuk kitabımızda da ifade etmiştik, “Güzel’e yolculuk, insanlığın engellerle dolu ortak geleceğine hep birlikte yürümektir”. İçgüdülerimizin disipline olmamış isteklerine gem vurmanın vakti belki de çoktan gelmiştir de farkında değiliz. Medyanın, sanal ortamların, renkli pazarlama etkinliklerinin sürekli yücelttiği zaaflarımızla başa çıkmak ve zamanın anlamıyla yeniden buluşmak için aktif bir çaba gerekiyor.

Zamanın yönettiği sıradan bir kişilikten zamanını ve kendini yöneten bir kişiliğe doğru yükselmeliyiz. Bahaneleri aşıp bir planı ve hedefleri olmalı insanın. Hem de değer yüklü hedefler. Çünkü maddi hedefler tükenir ama değerler süreklidir. Tabii ki zamanın getirdiği zorluklara da hazır olmalı ve dersler çıkarmalıyız acılarımızdan.

Aklımızla hareket ederek bir âlim, gönlümüze kulak vererek bir arif ve ikisini buluşturarak bir veli olarak kendimizi bilme yolculuğunda mesafe alabiliriz. Daha şiddetsiz bir iletişim ve dünya için daha iyi bir dinleyici olabilir, hayatla yeni bağlar kurabilir, kendimizi daha iyi ifade edebiliriz. Kendimizi başkalarına açarak zenginleşebilir, varlığın esrarına yol alarak umuda yolcu olabiliriz. Başkası için üreterek, kendimizi gerçekleştirebilir, kendi miracımıza çıkabilir, zamanın içindeki zamanları yakalayabilir ve nihayet zamanın sahibiyle buluşabiliriz.