ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK TUZAĞIDr. İlhami Fındıkçı Davranış Bilimleri uzmanı ifindikci@degerdanismanlik.com.tr Tüfeklerden çıkan kurşunlar, sadece şehitlerimizi değil, etnik kökeni ne olursa olsun 72 milyon insanımızı adeta delip geçiyor. Sistemli, amaçlı, ince düşünülmüş bir proje ile toplumsal huzurumuzu bozmak için her türlü yol, yöntem ve araç kullanılıyor. Her şeye rağmen gelişmeleri serinkanlılıkla değerlendirmeliyiz. Bireyi ve toplumu objektiflikten uzaklaştıran, gerçeklere kör, sağır ve dilsiz hale getiren öfkeye kapılmamalıyız. Daha da önemlisi terör aracı ile toplumumuz için kurulan iç çatışma tuzağına düşmemeliyiz. Terörle sürüklendiğimiz noktayı apaçık görebilmemiz için psikolojide kullanılan bir deneyden söz edelim: Bilim adamları on tane pireyi, 30 cm derinliğindeki cam bir tencerenin içine koyup alttan ısıtmışlar. Isınan pireler, can havliyle zıplamışlar. Birkaç deneme sonucunda pireler, tencerenin dışına çıkmayı başarmışlar. Deneyin ikinci aşamasında bu defa tencere camdan bir kapakla kapatılmış. Isınan pireler yeniden zıplamışlar ama cam kapağa çarpmışlar. Yanmamak için var güçleriyle zıplayan ama tavana çarpıp geri düşen pireler, 10-15 denemeden sonra bir şey öğreniyorlar. “Aşağıdaki ısıdan kurtulamıyoruz ama daha az zıplayarak tavana çarpmaktan kurtulabiliriz.” Gerçekten de bundan sonra sürekli olarak tavana çarpmayacak yüksekliğe zıplamışlar. Deneyin üçüncü aşamasında kapak kaldırılır. Kaldırılır ama bundan sonraki tüm denemelerde pireler, kapak açık olmasına rağmen tencereden çıkacak yüksekliğe kadar zıplamamışlar. Bu, tipik bir öğrenilmiş çaresizliktir. Yani ki gerçek engeller kalksa da sanki bunlar varmış gibi hareket edebiliyoruz bazen. Zihnimizde yerleşen önyargılar ve alışkanlıklar, ortadan kalktığı halde engelleri canlı tutar. Bunun içindir ki pireler, kurtulmalarını sağlayacak engel olmadığı halde bunu var sayıp aşma cesaretini gösterememişler. Bilinçli olarak tırmandırılan terör olayları ile toplumumuz da ısrarla bir çaresizlik girdabına sürüklenmek isteniyor. Hepsi birinci sınıf olan vatandaşlarımızın, binyılları bulan birlikte yaşama sevdası, “acaba olmayacak mı?” önyargılarıyla öğrenilmiş bir çaresizlik sendromuna dönüştürülmek isteniyor. Nitekim demokratik açılımın işe yaramayacağı algısının oluşması için bilinçli bir uğraş var. Türkiye Yeni Bir Güç Merkezi Devleti, hükümeti, muhalefeti, ordusu, sivil toplum kuruluşları, kısacası etnik kökeni ne olursa olsun tüm insanımızın birçok alanda önemli mesafeler alması ve Türkiye’nin yeni bir güç merkezi olmasının, sözü edilen uğraşın temel nedenini oluşturduğu açıktır. Nitekim genç cumhuriyetimiz kurulduğundan bu yana gelişme ivmesi arttıkça tekerleğimize taş koyanlar çoğalıyor. 30 yıldır terör yolu ile insanımızın gelişmesi baltalanıyor. Birbirimizi hançerlememiz için türlü oyunlar hazırlanıyor. Çünkü Türkiye, bir yandan muhasır medeniyet olan Avrupa Birliği’nin ısrarcı bir yolcusu. Diğer yandan Türkî cumhuriyetler, Orta Doğu ve Arap dünyasına liderlik yolcusu. Dünyanın en büyük 17. ekonomisi sırasından mutlu olmayan bir toplum olarak kişi başına milli gelirimiz hızla artıyor. Gelişmiş kimi devletlerin temsilcilik kuramadığı dünyanın ücra köşelerinde açılan Türk okulları, geleceğe atılmış bir imza gibi göz kamaştırıyor. Hangi inanç, mezhep etnik kökenden olursa olsun insanımız, cumhuriyet değerleri ile geleneksel yerel değerlerini, demokrasi bileşkesinde içselleştirmede hızla yol alıyor. Daha da önemlisi devletimiz, bütün kurumları ile her geçen gün vatandaşımızın daha çok hizmetinde olma ülküsü ile hareket ediyor. Tabi ki süregelen kimi sorunlarımızı ve almamız gereken önemli mesafeleri de görmezden gelemeyiz. Endişe Duyulan Türkiye Profili Sözü edilen gelişmelere, göz kamaştıran genç nüfusumuzu, doğal kaynakların köprüsü coğrafi konjonktürümüzü, binlerce yılı bulan devlet geçmişimizi, kültürümüzü, inanç değerlerimizi eklediğimizde, kendisine biçilen dar ve sığ rolü aşan ve böylece endişe duyulan bir Türkiye profilini oluşturuyoruz. Hiç arzu edilmediği ve uluslararası öngörülerde yer almadığı halde bu toplum, yerel değerleri ve zenginliğini her geçen gün keşfediyor, kendi gibi oluyor ama aynı zamanda küresel dünyanın etkin bir aktörü oluyor. Toplumumuzu oluşturan her ferdin aktif çabasının sonucu olan bu gelişmelerin yavaşlatılması ve durdurulması için en etkin ve tarih boyunca da kullanılan yol, sistemi içeriden yaralamaktır. Yani insanları birbirine düşürmek, karşı karşıya getirmek, karşılıklı kini tetiklemek istiyorlar. Verilen mesaj nettir: “Dur bakalım, daha iç meselelerini çözememişsin.” Böylece toplumumuz için biçilen rolün aşılması, şer odaklarının, ülkemizi daha fazla denetlenme, kontrol altına alma, içgüdüsünü tetikliyor. Bu içgüdüsel arzuyu yerine getiren araç ise terördür. Zira Türkiye öylesine ileri gitti ki bir yandan devletin işleyişindeki kimi aksaklıkların düzeltilmesi, diğer yandan da açılım politikaları ile terörün varlık nedenlerinin kökleri kazınmak isteniyor. Sorunun çözülmesi bir yana çözüme yönelik algı oluşumu bile Türkiye karşıtlarının canını sıkıyor. Ellerindeki senaryoları tehlikeye sokuyor. Artık anlamamız gerekiyor ki terör, bir araçtır. Bu araç, önyargılar üzerine inşa edilen Kürt sorununu fanatik bir söylem olmaktan çıkarmayı, insanımızı karşı karşıya getirmeyi, toplum içinde taraftarlığı ve sonuç olarak bu sorununun aşılamayacağı yönündeki öğrenilmiş çaresizliği körüklüyor. Halbuki vatandaşımızın gerçek gündemi bu değildir. Hiçbir çağda da olmamıştır zaten. Nitekim geçmişte olduğu gibi bugün de sade vatandaşın günlük hayatında birbiri ile sıkıntısı yoktur. Hangi etnik köken olursa olsun insanımız; aile yapısı, ticareti ve toplumsal yaşamı bakımından iç içedir. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta eşsiz kurtuluş mücadelesinde iç içe olduğu gibi. Sorun, insanımızın birbiri ile husumeti değil, bu birliği ve dirliği dün gibi bu gün de bozmak isteyen güçlerdir. Asıl mesele devletimizin etkinliğini, söz sahibi olmasını, gelişmesini istemeyen güçlerdir. Asıl mesele bu güçlerin, terör aracı ile kardeş kavgasını körükleme gayretleridir. Amaç devletin ve hükümetin enerjisini dağıtmaktır. Gizli amaç, önce güveni zedelemek, sonra istikrarı zayıflatmak, ikilik doğurmak, aidiyet sorununu hortlatmak, aykırılığı ve fanatizmi körüklemektir. Nihayet asıl mesele insanımızı, “herhalde bu işin içinden çıkmayacağız, başaramayacağız” söylemiyle geriye götürmek tekrar ediyoruz öğrenilmiş çaresizlik paradoksunun kurbanı etmektir. Şu halde kim olursak olalım sağ duyu ile hareket etmek, olanların arkasındaki oyunları görmek ama en önemlisi öfkemize yenilmemek durumundayız. Algılarımızın yönetimini kendi elimizde tutmalıyız. Suç işleyen fanatik azınlığı, terör örgütünü her hangi bir alt kimlikle özdeş tutmamalıyız. Unutmamalıyız ki tüm etnik kökenleri, toplumumuzun asıl zenginliğini, çeşitlilikteki birliğini, bütünlüğünü oluşturmaktadır. Hangi etnik kökenden olursak olalım içimizi yakan terör için söyleyecek bir sözümüz olmalıdır. Lanetlememiz gereken cenazelerdeki Türkçe ağıtlar gibi Kürtçe ağıtlara da kulaklarını tıkayan terördür ve onun arkasındaki uluslar arası aktörlerdir. İnadına kardeşlik bağlarımızı daha güçlü tutmaya, ayrılık ve aykırılık söylemlerini boşa çıkarmaya çalışmalıyız. İnadına daha fazla demokrasiden ödün vermemeliyiz. Kısacası bu sorunu çözme inancımızı inadına güçlü tutmalıyız. Unutmayalım ki ülkemizin demokratik açılım arayışları ve hemen her alanda aldığı yol ile deneydeki gibi tencerenin kapağı açılmış yani mevcut sorunlarımızın aşılması yönündeki engeller her geçen gün ortadan kalkmaya başlamıştır. Birlik ve beraberliğin önündeki engeller hızla azaldığı halde bunlar varmış gibi önyargılarımızla hareket etmemeliyiz. Yine unutmayalım ki ötekiler olduğu için biz varız. Diğerlerinin varlığı ile dâhil olduğumuz bütün bir anlam kazanır.
|
| YORUMLAR | Yorum göndermek için tıklayınız |
| Bu makale için henüz yorum yapılmamıştır. | |