Çocuklar, oyuncaklarıyla oynarken bazen parçaları birleştirmekte zorlanırlar. Böyle anlarda en yakınlarındaki anne ya da babalarına yönelir, yardım isterler. İsteklerini tam olarak ifade edemeseler de bir desteğe ihtiyaç duydukları açıktır.
Bu durumda ebeveynlerden biri şöyle diyebilir:
“Yine bozdun. Tabii yapamazsın. Zaten hiçbir zaman da yapamıyorsun. Size bunları alanda kusur var. Bırakın, bu işi ben hallederim.”
Bir diğeri ise şöyle yaklaşabilir:
“Bana danıştığın ve beni de sürece dahil ettiğin için teşekkür ederim. Aslında neredeyse tamamlamışsın. Haydi, birlikte bakalım; bunu nasıl tamamlayabiliriz?”
İki yaklaşım arasındaki fark yalnızca kullanılan kelimelerde değildir. Birincisi işi zorlaştırır; kişiyi kırar, yorar ve cesaretini azaltır. Daha da önemlisi, üretkenliğin önüne set çeker. İkincisi ise motive eder, çözüm üretir ve kişinin gelişimine katkı sağlar. Bu nedenle kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz hangi yaklaşımın temsilcisiyiz?
Liderlik de büyük ölçüde bununla ilgilidir. Gerçek liderler, sorunları büyüten değil, çözümleri kolaylaştıran insanlardır. Bir ekip zaman zaman çıkmaza girebilir, karşılaştığı bir sorunu çözmekte zorlanabilir ya da karar seçeneklerini artırma ihtiyacı duyabilir. İşte böyle durumlarda gözler, ekibin arkasında duran ve ona yön veren lidere çevrilir.
Liderin sorunu nasıl dinlediği, nasıl değerlendirdiği ve hangi çözümleri önerdiği kadar; bunları hangi üslupla yaptığı da önemlidir. Kullandığı dil, ses tonu, jestleri ve mimikleri sürecin yönünü belirler. Aynı konu, doğru bir yaklaşımla kolaylaşabileceği gibi yanlış bir tutumla içinden çıkılmaz bir hâl de alabilir.
Eğer ekip üyeleri, kendilerine yol göstermesi için başvurdukları liderden destek yerine köstek görüyorsa, orada liderlikten söz etmek güçtür. Oysa lider; ekibini dikkatle dinlemeli, kat edilen yolu takdir etmeli ve yeni fikirler üretmeleri için onları cesaretlendirmelidir. Gerektiğinde farklı bakış açıları sunmalı, özgün görüşleriyle ufuk açmalı ve ekibinin göremediği noktaları bilgi, deneyim ve öngörüyle aydınlatmalıdır.
Başarılı liderler, insanların yalnızca ne yaptıklarıyla değil, nasıl hissettikleriyle de ilgilenirler. Bu nedenle ekip içinde önce duygu ve değer birliği oluştururlar. Çünkü bilirler ki sözler davranışlara, davranışlar alışkanlıklara, alışkanlıklar karaktere dönüşür.
Bir lider, kendisine danışıldığı için öfkelenemez; ekip üyelerini, özellikle de kendi kontrolleri dışındaki nedenlerden dolayı suçlayamaz. Daha da önemlisi, onları yetersizlikle damgalayamaz. Çünkü her insanın, her çalışanın ve her çocuğun katkı sunabileceği bir düşüncesi, geliştirebileceği bir çözümü vardır. Fikirler paylaşıldıkça güçlenir, tartışıldıkça olgunlaşır ve sonunda daha doğru kararlara dönüşür.
Sonuç olarak ister ailede ister iş hayatında, isterse toplumun herhangi bir alanında olalım, insanların gelişmesine katkı sunmak istiyorsak işleri zorlaştıran değil kolaylaştıran tarafta yer almalıyız. Çünkü bir insanı büyüten de küçülten de çoğu zaman ona söylenen sözlerdir. Bu nedenle dilimizi, jestlerimizi ve mimiklerimizi yapıcı, destekleyici ve yol açıcı bir anlayışla kullanmak hepimizin sorumluluğudur.